Bir Garip Şehir İstanbul

Garip bir şehir şu İstanbul...
Bayram için iki kardeş İstanbul 'daki abimizin yanına ziyarete gitmeyi plandık. Amacımız hem bayramı birlikte geçirmek hem de araba almak idi. Ancak bayram süresince yaşadığım olaylar bana bir hayli ilginç geldi ve sizlerle paylaşmak istedim.

Konuyu fazla dallandırıp budaklandırmadan...
Daha dolmuşta başlıyor heyecan ve biner binmez o dolmuşa, karşımda uyarı amaçlı kocaman bir yazı okuyorum: "Lütfen cüzdanınıza ve değerli eşyalarınıza sahip çıkın." Böyle bir şehir olabilir mi? Şimdi bir an için yabancı olduğunuzu ve Türkçe metinleri okuyup anladığınızı düşünün, ne kadar güvende hissedersiniz kendinizi? Cevabı pek merak etmiyorum ancak bilmelisiniz ki bu şehir UNESCO tarafından "Dünya Kültür Mirası" olarak ilan edildi.

Bitmedi...
Dolmuşa binmiş gidiyoruz ancak sayın şöförümüz tam bir trafik canavarı, trafik kurallarının neredeyse hepsini ama hepsini ihlal ediyor. Ters yönde gitmenin yanında ters şeritten dahi gittiği oldu, bir yolcu almak için yolun en solundan bir anda en sağına geçiyor ki tam bir rezalet.

Uzatmadan gördüğüm her şeye değinmek istiyorum...
Avrupa Yakası 'ndan Anadolu Yakası 'na geçmek için vapura biniyorum ve yolculuk esnasında insanların yüzlerine bakıyorum. Ancak inanın hemen hemen hiçkimsenin yüzünde ufacıkta olsa yaşadığı hayattan memnun olduğuna dair hiçbir belirti yok. Bırakın belirtiyi sabah kalktıklarında yüzlerine dahi bakmamış gibi gözüküyorlar. Sakallar kendi haline bırakılmış, saçlar taranmammış ve hatta dişler bile fırçalanmamış. Yani diyeceğim, sabah kalktığımızda kendimize ayırdıgımız vakit sadece yüzümüzü yıkamaktan ibaret. Neyse, vapurdaki bu düşünme kısmını geçiyorum ve motorun azalan sesinden iskeleye yaklaştığımızı anlıyorum. Vapurdan inmek için hareketlendiğimizde insanların daha vapurun durmasını bekleyecek kadar sabır gösteremeyip vapurdan iskeleye atladıgını görüyorum. Adrenalin tutkunuz sizin olsun, ancak vapur ile iskele arasına merdiven koymuşlar ki biz sırayla, düzen ve emniyet içinde inip binelim diye fakat ciddiye alan kim! Daha vapur durmadan başlıyorlar iskeleye atlamaya. Nedir bu aceleniz? Nedir bu kural tanımazlığınız?

Daha durun yeni başladık....Okumaya devam...
Gün içinde yaşadığım ve beni şaşırtan o kadar çok detay oldu ki inanın bunların hangi birini nasıl yazacağımı, nasıl sıraya koyacağımı şaşırır oldum. Ben fazla detaya dalmamak adına bir an evvel gece yaşadığım o muhteşem olaya geleyim....Akşam eve gelip iftarımı yapıyorum ve günün yorgunluğunu atmak için sıradan şeylerle; çay, tv ve haberlerle vakit geçiriyorum. Saat gece yarısı 24.00 'ı biraz geçmiş ve hahfif açık olan camdan sesini duyduğum yağmuru izlemek için cama çıkıyorum. Kafamı sağ tarafa çevirdiğimde ise bir şaşkınlık daha! Benim güzel komşum, gece yarısı camdan halısını çıkarmış dışarı ve elinde araba yıkadığı fırçayla yağmur suyu ile camdan aşağı sarkıttığı halıyı yıkıyor... Pesssssss!

Daha üst katta, evin terasında tavuk besleyenden, metro kapısına yetişemediği için küfür ederek kapıyı zorlayandan, gece yarılarındaki yüksek sesli müziklerden ve bunun gibi daha nice detaylardan bahsetmedim bile. Sadece aklıma ilk gelenleri paylaştım sizlerle.

Şimdi soruyorum, burası nasıl bir şehir? Neden bu kadar garip davranıyoruz ve neden herkesin kendine ait kuralları var bu şehirde?

Tehlikedeki Mirasımız...
Dünyanın "kültür mirası" olarak kabul ettiği muazzam kent yaşanmaz halde. Fatih 'in uğruna nice bedel ödediği, bir çağın kapanıp yeni bir çağın başlamasına sebep olan bu kıymetli şehir keşmekeşliğin pençesinde...Yazık, içim parçalanıyor!

Not: Yazının tamamı şahsıma, blogumdan 'a ait olup paylaşmak istediğinizde kaynak belirtmenizi rica ederim.

3 Yorum:

MaFiAMaX dedi ki...

Anlattığınız şeyler bir İstanbullu için o kadar sıradan şeyler olmuşki size tuhaf geldiği kadar burada yaşayan insanlara tuhaf gelmiyor.

Türkiye'nin her yerinden insanın yaşadığı kocaman bir ülke şehirden bahsediyoruz. Kültür farklılıkları o kadar fazla ki bazen iki kişi Türkçe konuştukları halde anlaşamıyorlar.

Anadolumun diğer şehirlerinde "yöre halkı" diye bir tabir geçerli. Bir şehirde yaşayan insanların çoğu aynı şeyden zevk alıyor, aynı tadı paylaşıyor, vs... Orada insanlar daha mutlu, ben kendi memleketimden biliyorum.

İstanbul'a umutlarla gelmiş insanlar istedikleri şeylere kavuşamayıp, bir de daha zor şartlar altında ezilince (bu onların da suçu olabilir) suratsız, bir şeyden zevk almayan, yararsız insanlara dönüşmek kaçınılmz oluyor.

Aslında bu konu hakkında uzun uzadıya konuşmak isterdim ama yorum yazarak olmuyor :)

Blogumdan dedi ki...

Merhaba @Mafiamax;

Dediklerinize katılıyorum. Herkes tarafından da malumdur ki İstanbul birçok ülkeden daha büyük bir kent. Belki de bu karmaşa bu büyüklükten veya aşırı kültür farklılığından olabilir. Ancak dünyada 13-15 milyon nüfusua sahip olup da çooook daha iyi durumlarda, çoook daha refah içinde yaşayan kentler var var....

Bu konu bitmez...En iyisi bende tutayım kendimi :) "yorumla olmuyor"

Kemal Güroz dedi ki...

Söylediklerinizn her bir gerçek ancak yine de İstanbulsuz olmuyor yahuu...